Megakent’te bu haftaki durağımız daha çok tarihi yapıları kadar kültür ve eğlence etkinlikleriyle öne çıkan semtindeyiz. Taksim ve iki isim hep beraber anılır; çünkü birisine gittiğinizde ötekini de görürsünüz.

İstanbul’daki gezilerimizi sürdürüyoruz. Bu haftaki durağımız tarihi bir ilçe olan Beyoğlu, Semtin geçmişi o kadar eski ki, Osmanlı imparatorluğu öncesinde bile her daim hareketli olan semt özellikle gençler yoğun ilgi gösteriyor.

Beyoğlu gezimize, Tünel Meydanı’ndan başladık. Beyoğlu – arasında çalışan Finiküler hattı, getirdiği bir çok yenilikle tanınan Padişah Abdülaziz tarafından Mühendis Eugene Henry Gavand’a yaptırılmış. Londra ve Metroları‘ndan sonra Dünya’daki 3. Metro hattı olan Tünel Metro’su, 1871-1876 yılları arasında inşa edilmiş. Bu metro hattının ilginç bir hikayesi de var. Mösyö Gavand 1867 yılının sıcak bir yaz gününde Haliç kıyılarından, Beyoğlu’na kadar yokuş yukarı yürümüş. Sıcaktan ve yorgunluktan bunalan Mösyö Gavand’ın aklına buraya bir Tünel yapma fikri gelmiş.

Projesini Sultan Abdülaziz’e iletmiş. Padişah tarafından da sevilen ve onay verilen proje hayata geçirilmiş. İlk başlarda halk tarafından hiç sevilmeyen ve „İnsan ölmeden neden bir fare deliğine girsin ki“ sözleriyle karşılanan Tünel, günümüzde en çok yolcu taşıyan Metro Hatlarından biri. İlk hizmete açıldığında tünel gaz lambaları ile aydınlatılmış. Deneme amaçlı bir süre hayvan taşınmış. Meydanı geçince karşımıza tarihi bir yapı çıkıyor. Alman Lisesi binası. Bu yapı 1872 yılında Alman Mimar F.M. Cumin tarafından yapılmış. Ardından karşıma bir tarihi yapı daha çıkıyor. İsveç Konsolosluğu binası yapısıyla dikkat çekiyor.

Avusturyalı Mimar Pulgher 1870 yılında tamamlanan bina o zamandan günümüze kadar İsveç Elçiliği olarak kullanılıyor. 18. yy.‘da ahşap olarak yapılan bina 1818 yılında çıkan yangında tamamen harap olmuş. Konsolosluk binasını geçince bu kez karşımıza tarihi bir apartman çıkıyor. İstanbul’daki en iyi Art Nouveau tarzı yapılardan biri olan Botter Apartmanı, 1900 yılında İtalyan Mimar Raimondo D’Aronco tarafından yapılmış. Binanın sahibi, J. Botter, Saray’ın en iyi ve en sevilen terzilerinden biriymiş. Burayı hem ev hem de işyeri olarak uzun yıllar kullanmış. Apartmanı biraz geçince İstiklal Caddesi üzerinde yer alan tarihi bir konsolosluk binası çıkıyor. Rus Konsolosluğu 1837-1845 yılları arasında Giuseppe Fossatti tarafından yapılmış. Bina, 1905 yılında İtalyan G. Semprini tarafından restore edilmiş. Hollanda Konsolosluk binası da mimari yapısıyla dikkatleri üzerine çekiyor. Neo Klasik tarzında yapılan Hollanda Konsolosluğu 1855 yılında Fossatti Kardeşler inşa edilmiştir. İtalyan olan Fossatti Kardeşler, İstanbul’a gelmeden önce uzun yıllar Moskova’da mimarlık yapmışlar ve Saray Mimarlığı’na kadar yükselmişlerdir. İstanbul’da, Rus Konsolosluğu ve Hollanda Konsolosluğu dışında, Galata’da San Pietro ve Paolo Kiliseleri’ni de inşa etmişlerdir. Ayrıca Ayasofya’nın restorasyonunu yapmışlardır. Yine cadde üzerinde bulunun Santa Maria Draperis Kilisesi hafta sonları ziyaretçi akınına uğruyor. Beyoğlu gezilecek yerler arasında bulunan Kilise’nin girişinde Meryem Ana’nın bir mozaiğini görüyoruz. Buraya ilk defa 17. yy’da bir kilise yapılmış. Fakat yangın ve depremlerde çok hasar görmüş. Bugünkü kilise, 1904 yılında, G. Semprini tarafından yapılmış. Kilisenin ardından bu kez kültürel etkinliklerin yoğun olduğu bir mekana uğramadan geçmek olmaz. Beyoğlu gezilecek yerler arasında ilk sıralarda olan Salt Beyoğlu, Garanti Bankası tarafından kurulmuş. Sanat ve kültür alanlarında bir çok hizmet veren binanın üst katında 389 Kitabevi, alt katında ücretsiz girebileceğiniz bir sinema salonu bulunuyor. çok belgesel nitelikli seçkin filmleri burada seyredebilirsiniz. Gezimize önümüzdeki hafta kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Beyoğlu ismi nereden geliyor?

Sarayburnu’nun karşısında gelişen Galata’nın bir uzantısı olan Beyoğlu Osmanlı’dan önce “Pera” adı ile bilinirdi. Beyoğlu ismi Osmanlı’nın İstanbul’u almasından sonra kullanılmıştır. Bu ad, bir beyin oğlunun bölgede önemli bir yapısının olduğunu ve semtin bu yapıdan dolayı böyle anıldığını düşündürür. Bu bey oğlunun kim olduğu konusunda ise iki varsayım mevcuttur. Bunlardan birisine göre döneminde Pontus Prensi Aleksios Komnenos’un yahut yeğeninin İslamiyet’i kabullenmesi ve daha sonra da burada oturmasından ve onun konağının burada olmasından kaynaklandığı yönündedir. Diğer varsayım ise sözü edilen bey oğlunun Kanuni Sultan Süleyman döneminde Venedik elçisi olan A.Giritti’nin oğlu Luigi Giritti olduğu ve onun semtte yer alan konağından dolayı bölgenin bu adla anıldığıdır.

 

Semt geniş bir alanı kapsıyor

Semt olarak Beyoğlu, Tünel-Taksim arasında uzanan İstiklal Caddesi’ni, caddeye açılan sokakları, Taksim’den Tünel’e kadar olan bölgeyi kapsar. Semt tarihsel yerleşim olarak ve beledi idare açısından Galata-Şişhane aracılığıyla tarihi yarımadaya, Taksim aracılığıyla da Nişantaşı, Harbiye’ye kadar uzanan bir bölgeyi kapsar. Cihangir aracılığıyla Kabataş’a ve oradan da Boğaz’a ulaşır. Yine Taksim’den Ayaspaşa-Gümüşsuyu aracılığıyla Tophane’ye ve yine Tarihi Yarımada’ya ve Boğaz’a bağlanır. Beyoğlu tüm bu semtlerin ortasında ve merkezi bir konumda yer alır.